28 Haziran 2010 Pazartesi

Ğ tatilde!

Ğ dergisinin Temmuz Ağustos sayısını dört gözle bekleyen okurlarımıza üzücü bir haberimiz var.

Temmuz Ağustos sayısını çeşitli sebeplerden çıkarmama kararı aldık. Tatilde bari okuyucularımıza rahat verelim dedik; Temmuz ve Ağustos aylarını tatil ilan ettik.

8. sayımızı Eylül Ekim sayısı olarak belirledik. Eylül ayında taptazebir dergiyle yeniden huzurlarınızda olacağız.

Yeniden görüşünceye kadar esen kalın...

http://www.yumusakge.com/

25 Haziran 2010 Cuma

Cafcaf'ın "Zarif" Köşesi

Cafcaf Mizah Dergisi, Cahit Zarifoğlu'nun vefat yıldönümüne denk gelen 39. sayısında Zarif bir köşe hazırladı.
















Cafcaf Haziran 2010

14 Haziran 2010 Pazartesi

ğ dergisi 7. sayısı bayilerde.

Ğ dergisi 7. sayısı bayilerde. Eskişehir'de Yediler Kitabevi ve İnsancıl Kitabevi'nde (Adalar Şubesi) bulabilirsiniz.

ğ edebiyat eylemi

“bırakın dedik
konuşulacaksa
karar konuşulacak bu sofrada
evet baba…”

Dünyada bir hayaletildi. Ğ hayaleti…

Dergiler adeta şair mezarlığı, başında kargalar nöbet tutmakta. Varolan boşlukta edindikleri geçici mekanlarını ve imtiyazlarını kaybetmemek adına hazin ve umutsuz bir çaba içinde “profesyonel dergicilik” deyip biçtikleri kendi donlarında “kadrolu yazarlar”ının gak’larını bir mahsülmüşcesine ortaya koyuyorlar. Konduğu dala şehvetle sarılan kargalar, kimi zaman serçeleri, kimi zaman bülbülleri ve hatta kimi zaman kendi hemcinslerini bertaraf ediyorlar.

Edebiyat zamandışı bir eylemdir. Artık damarlarımıza işlemiş tüketim anlayışının içine sığabilecek bir nesne değildir. Oysa dergicilik esnaflığa dönüşmüştür. Dergi dağıtmakla sakız satmanın yöntemleri, akıl sahiplerini tasalandıracak şiddette aynılaştırılmıştır. Ortak yöntemin adı: Pazarlama teknikleri! Sürekli reklamın, gösterişli ambalajın, yurt çapında dağıtım ağın olsun, tezgahın boş kalmasın. Güzel bir gülüşün, afilli bir ismin, sıradışı sözlerin, anlamsız dizelerin, romantik imgelerin, herkesin okuyabileceği fiyatta kitapların olsun, ismin piyasadan silinmesin.

Genç yazar yaptı mı saçmaladığı, acemilik ettiği, yıllanmış yazar yaptı mı “Üstad yine yeni bir şeyler denemiş” dendiği devir kapanmıştır. Bütün hiyerarşiler, kıdemler, kıdem aylıkları, çeteler, örgütler, üyelikler, üyelik aidatları, körler, sağırlar ve dahi birbirini ağırlamalar kaldırılmıştır. Edebiyatın parayla, nüfuzla, tirajla, okurla ilişkileri iptal edilmiştir. Kişisel çıkarlara, fasit ideolojilere alet edilmesi yasaklanmıştır.

İsimlerin üstünde yükselmiş eserler ve isimlerin ardına saklanıp, eserlerine gereken saygıyı göstermeyen, güvenmeyen yazarlar yok sayılmıştır. Yazar ve eser sonsuza kadar birbirinden ayrılmış, esere hak ettiği değer geri verilmiştir.

Kaybolduğunda, bozulduğunda, yırtıldığında telafi edebildiğiniz, yerine yenisini koyabildiğiniz bir şeyin kıymeti yoktur. Cemil Meriç, Bu Ülke’de der ki: “Şuursuz bir büyücü Gutenberg! Işığı paçavraya hapsetmiş. Yüzyılları kutularla doldurmuş Gutenberg’in çocukları, peygamberleri işportaya dökmüş; tuğla kadar değeri kalmamış dehanın. Eflatun, bir sokak kadını gibi her isteyenin yatağına koşuyor. Don Kişot futbol maçı biletinden ucuz.”. O halde, her derginin, kitabın, matbaa ürününün şahsiyet kazanması, sahibinde iyelik duyguları uyandırması, aynılarından ayrılması gerekmektedir. Bu da cildinden, kağıdından ziyade içeriğiyle mümkündür. İçerik; yalnız sayfalara basılmış yazılardan ibaret olmayıp, okuyana ve okunduğu hâle göre değişiklik gösteren bir mahiyettedir. Ancak böyle bir matbunun yerine yenisini koymak mümkün olmaz. Şu halde, alelade okuyuculuk da yasaklanmıştır.

Yazarı, okuyucusu ve aralarındaki bütün araçlarıyla bu camia, ivedilikle kendine çeki düzen vermeli, edebiyata yitirdiği itibarını yeniden iade etmenin yollarını ÂRAmalıdır.

Hal böyleyken;

Biz buradayız sevgili okur, ya sen nerdesin?

Tûtî Edebiyat Dergisi 1. sayısına ulaşabileceğiniz yerler

Tûtî Edebiyat Dergisi'nin birinci sayısı Eskişehir'de Yediler Kitabevi, İnsancıl Kitabevi (Adalar Şubesi) ve İtalik Kitabevi'nde bulunuyor.

Tûtî Edebiyat Dergisi 1. sayı bayilerde.

Tûtî’nin hikâyesiyle başlayalım söze…

Tûtî, nam-ı diğer papağan. Ama bu papağan, öyle sıradan bir papağan değil. Bugüne kadar kendisine ezberletilen tüm kelamları harfiyen tekrar etmiş durmuş ve artık taklit etmekten sıkılmış. İnsanların arasında dura dura onlar gibi olmuş ve bir gün -nasıl olduysa- okumayı öğrenmiş. Gel zaman git zaman, kitaplarla hemhâl olmuş. Ne bulduysa okumuş, öyle çok okumuş ki gözleri bozulmuş bizimkinin. Ama okumaktan hiç bıkmamış. Ha bire düşünüp durmuş ve küçücük beyni büyümüş. İçinde fırtınalar kopmuş, zihni oradan oraya savrulup durmuş. Sadece içi değil, dışı da değişmiş bizim papağanın. Tüyleri daha bir renkli, daha bir gür çıkmaya başlamış. Hem dahası da var. Esvabını giymiş, gözlüğünü takmış, ayağında iskarpin, kulağında küpe, yeleğinin cebinde bir köstekli ve elinde tespihiyle dolaşır olmuş. Bir gün bizimkinin belinde kalemdanını görenler anlamışlar ki papağan yazmaya başlamış. İnsanlar papağanın bu hâllerine şaşırmış, kimse bir şey anlamamış. Aralarından birisi: “Bu nasıl papağan!” demiş. Bizimki: “Beni anlayınca çok şey değişecek; beni anladığınızda sadece beni anlamakla kalmayacaksınız, aynı zamanda dünyamın bir parçası olacaksınız.” demiş. Başka birisi: “Çok mu iddialısın?” demiş. Bir başkası: “Senin tüylerini yolmalı, kafese tıkmalı, ibret olsun diye âleme sergilemeli!” demiş. Bizim papağan hiç umursamamış ve demiş ki: “Ben, her papağan gibi tekrar eder dururum. Ama söylediğime değil, söylemek istediğime bak sen. İşte budur benim ayinim.” Sonra insanlar arasından birisi çıkmış ve “Hoş geldin dünyamıza!” demiş.

İşte bizim papağanın, nam-ı diğer Tûtî’nin hikâyesi.

***

Günümüzde, edebiyat dergileri zor zamanlar geçiriyor. Belki, her ay bir edebiyat dergisi daha okurla buluşuyor, fakat başka bir edebiyat dergisi de okuruna veda ediyor. Maalesef, bu ülkede edebiyat dergileri pek çok şeye rağmen çıkıyor ve pek azı ayakta kalabiliyor. Bu ülkede söz uçuyor, yazı kalıyor. Ama nasıl? Yazılar dergilerde, dergiler tozlu raflarda ve okunmadan kalıyor. Tûtî, bunun bile bile çıkıyor. Tûtî, diğer dergiler gibi bu durumu değiştirmek için çıkıyor. Tûtî, olmak için çıkıyor.

İşte Tûtî ayakta ve dördüncü sayısıyla (resmiyette birinci sayısıyla) siz değerli okurlarının karşısında. Tûtî geldi dünyanıza ey okur! Tûtî, hayatını idame edebilmek için geldi, bunun için çile çekecek; çile çekmek için geldi, bunun için hayatını idame edecek. Tûtî olacak; olmazsa idam edilecek. Bu senin elinde ey okur!

***

Peki, bu sayımızda neler var? Bu sayımıza Bora Boşna’nın İlhan Berk’le yaptığı ilginç röportajla başlıyoruz. Bora Boşna sormuş ve kendisi İlhan Berk’in kitaplarından cevap vermiş. Bundan sonraki sayılarımızda da böyle röportajlar yapacağız ve Röportaj bölümünde yayımlayacağız. Bu sayımızın şairleri Ahmet İlyas, Aziz Mahmut Öncel, Bora Boşna, Kerim Kilisli, Musa Bilik, Mehmet Selim Özban, Özgür Karagöz. Bu sayımızda hikâyeleriyle Deniz Depe, Emrah Tunç, Evrim Ege, Fadime Bozyiğit, Onur Aydın, Şeyma Toruntay, Zehra Gülrû Onat bizleri başka dünyalara çekiyorlar. Kitap bölümümüzde Elif Büyükkaya, Melike Demir, Zehra Gülrû Onat yeni çıkan kitapları tanıttılar. Dergi bölümümüzde Mehmet Selim Özban, Edep ve Müfredat dergilerini ele aldı. Mizah bölümümüzde yine Nihan Yücel kendine has üslubuyla yazıyor, ona Osman Avcı eşlik ediyor. Biyografi bölümünde Deniz Depe, Edip Cansever’i anlatıyor. Emrah Tunç, günlüklere devam ediyor. Tuba İsen Durmuş’un “Osmanlıda Düğün ve Şenliklerde Verilen Hediyeler” başlıklı bir incelemesi var. Cevher Yatağan âdemoğlunu anlatan ve Aysel Çakmak da “Kölelik Üzerine” denemesiyle bu sayıdaki yerlerini aldılar. Hızır Yetiş, yarışmalardan ve Tûtî’den haberler veriyor bize.

***

Tûtî’nin kapıları eli kalem tutan herkese açıktır. Bizi ciddiye alan, yazılarını bizimle paylaşan herkese -yayın kriterlerimize uygun düştüğü müddetçe- yer vermeye çalışacağız. Tûtî, bizim için değerli; sizin için de değer ifade edebilmesi ümidiyle çıktık yola.

***

Tûtî edebiyat âlemine -tekrar- hayırlı olsun. Bir dahaki sayıda buluşmak üzere, edebiyatla kalın.

SUS Dergi 11. sayıya ulaşabileceğiniz noktalar

SUS Dergi 11. sayıya Eskişehir'de Yediler Kitabevi, İnsancıl Kitabevi (Adalar şubesi) ve İtalik Kitabevi'nden ulaşabilirsiniz.

SUS Dergi Haziran-Ağustos 2010 sayısı bayilerde.

SUS Dergi 11. sayısıyla yaza merhaba dedi. Yaz sıcağında serin bir köşede doyasıya okunacakbir sayıyla okurlarıyla buluştu. “Öğrenci dergisi” olmayı sürdürmekte. Ancak içerik olarak da sürekli gelişme kaydetmekte.

SUS'un en önemli özelliği yazar kadrosunun sürekli yenilenmesi... Zaten genç olan kadrosunun daha da gençleşmesi. Kampüslerde bilinirliğinin artması da cabası.

SUS, okuruna yeni bir dünya vaat etmiyor. Elimizde bir dünya var ve o dünyayı bir parça da olsa değiştirmek derdinde. Bu güzel dileğe katılan, yazıya bir şans verme cömertliğini gösterecek arkadaşları bekliyor.

Yeninin ve yeniliğin önünde saygıyla eğiliyor. “Yeni”lere Gülten Akın dizeleriyle çağrıda bulunuyor:



Gün uzun türküsünü bitirdi
Karlı dallara yürüdü karanlık
Yalnızlık çekilmez bu vakit
Delirdi denizde yosun çayda balık
Gel artık